12 Temmuz 2020 Pazar

Ulus Baker



Nedir bir “bakış açısı”? Bu modern ve liberal göreliliğin “özneye göre bakış açısı” değildir. Bugün televizyon ekranında sözde sol ile sözde sağ, sözde Fenerli ile sözde Galatasaraylı karşı karşıya getirilirler ve tartışmalarından bir şey çıkacağı sanki varsayılıyordur. Bu tam bir yalan - tartışmadan herhangi bir şey asla çıkmaz. Bakış açısı, çoğu zaman “benim görüşüm” demek mecburiyetinde bırakan bu şey son derecede bir modern konumlanma tarzıdır ve aslında gerçek değil sanal bir konum alıştır, hep “karşısındakine göredir”. Burada Leibniz'in ünlü “bakış açısı” mefhumunu işin içine sokmak yararlı olabilir. Ona göre bakış açısı bir durumun “özneye göre” yorumu ve bu yorumun salt öznenin varsayılan değerine göre onanması (yani liberal-ampirisist Anglosakson filozoflarının düşüncesi) değildir. Tam aksine, bakış açısı özneyi üretir - başka bir deyişle ancak bir bakış açısına yerleşebildiğiniz ölçüde bir özne haline gelirsiniz.


Ulus Baker, Yüzeybilim Fragmanlar


Meşgul etmek için kullanılan söze antropolog Bronislav Malinowsky'nin taktığı bir ad var: “conative speech”… Kimi meşgul etmek? İşin o tarafı biraz muamma… İki ihtiyar düşünün… Karanlıkta evlerine doğru yürümek zorundalar… Her biri diğerinin yanında olduğunu her an hissetmek istiyor… O halde “konuşuyorlar”… İçeriği hiç de önemli olmayan mesajlar bunlar… Sadece diğerinin orada olup olmadığını teyit etmek üzere… “conative speech” bence bugünkü medyanın esasıdır, yani özüdür… Öyle bir ortamda sessizlik herhalde en katlanılamaz, en korkutucu durumdur. O hallerde akuzmatik ses herhalde en kurtarıcı durum, yani dünyanın ve doğanın “normal” varlığını hatırlattığı en uç hal olmalı, değil mi?

Ulus Baker, Yüzeybilim Fragmanlar

"Spinoza'da düşünmek 'fikirlere sahip olmaktan' başka bir şey değildir. Descartes, 'Düşünüyorum', 'Ben düşünen bir şeyim' diye haykırdığı halde, Spinoza düşünme eylemini kanıtlamaya kalkışmaksızın, insanın düşündüğünü nötr bir dille belirtir.

Düşünmek, fikirlere sahip olmak, insan bedeninin dışındaki şeylerle karşılaşmalarında etkilenmesinden başka bir şey değildir. Düşünce sadece bir etkileniş, ve aynı zamanda tanımlanması tözünün birliğini ortadan kaldıracak olan genel bir nosyon niteliği de taşıyan bir kip olduğu için; 'Ben düşünen bir şeyim.' demenin bir alemi yoktur: içimizden geçen her duyguyu, her bir duygu dünyadaki tekilliklere ithaf edilmiş veya hasredilmiş olduğu için, düşünme diye adlandırırız. Genel olarak düşünme diye bir şey yoktur, tersine düşünce, tamamen, zihni oluşturan bir insan eylemidir."

Ulus Baker, Kanaatlerden İmajlara - Duygular Sosyolojisine Doğru

"İyilik kendine ait değildir artık; siyasal düşünürler modern toplumda "iyi bir düzen nasıl kurulur"un peşinde değildirler. Halk ise kendinden masum değildir; iktidar tarafından kendisine hizmet edilecek, adanılacak bir amaç olarak ilan edilen varlıktır, insanların üzerine bu masumiyet bir etiket olarak, üzerlerinden ancak suç ve terör aracılığıyla atabilecekleri bir yüklem olarak yapışmıştır."

4 Temmuz 2020 Cumartesi

Serdar Öztürk - Sinema Felsefesine Giriş


 
"Aslında felsefede Heidegger’in “elde-altında-olmak” ve “elde-mevcut-olan” kavramları arasında yaptığı ayrım aşinalığın içeriğini kavramsal düzeyde anlamamıza katkı sağlayacak niteliktedir. Yanı başımızdaki varlıkları gördüğümüzü sanmamıza karşın aslında onlar gözden kaybolmuşlardır. Onlar günlük uğraşlarımız ve meşguliyetlerimiz altında hesaplayıcı bakışın nesneleri haline gelmişlerdir. El-altında-olan’ın elde-mevcut-olana dönüşmesi için Heidegger varlığın gösterişliliği, fark edilme ve direnme imkanlarını paylaşır. Bu hallerde varlık elde-mevcut-olana dönüşebilir." 
"Nietzsche hayata zar atımı olarak bakarken virtüelliklerin zar havadayken asla bilinemeyeceğini, zarın yere düşmesiyle o virtüelliklerden birisinin edimselleştiğini ancak onunda virtüelliğe, yani zarın havadaki geçmişine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgular. Bu nedenle virtüel olanla edimsel olan kendine ait gerçekliğe sahiptir. Sinema işte bu farklı gerçekliklerin Kieslowski’nin Kör Talih (1987)’inde Van Dormael’in Bay Hiçkimse(2009)’inde olduğu gibi iç içe geçmiş tarzda yaptığında ve hangisinin gerçek hangisinin edimsel olduğu konusunda bizi kararsızlık içinde bıraktığında tam da Nietzsche felsefesiyle titreşime geçmiş demektir." 
"Filozoflar da kendi argümanlarını desteklemek ya da karşı ç argümanları çürütmek için illüstrasyonlara başvururlar. Platon görünüşler dünyası ve idealar dünyası ayrımı için mağara alegorisine, Kant anlama yetisini somutlaştırmak için tehditkar bir denizle çevrili adaya başvurur. Bergson’un saf süreyi illüstre etmek için çayda şekerin erimesi, Nozick’in deneyim makinası ve çeşitli etik felsefi yaklaşımları illüstre etmek için verilen örnekler felsefi açıklamaların soyut ve kuru dünyasında canlı ve hayal gücünü teşvik eden unsurlar olarak yerini alır." 

Serdar Öztürk 
Sinema Felsefesine Giriş-Film Yapımı Felsefe

Pertev Naili Boratav - Nasreddin Hoca



“Nasredin Hoca’yı böyle bilmezdik.”

Nasreddin hoca eşeğine ters binen bir şaşkın, zirzop bir fıkra adamı olarak anlatılır ya. Aklımızda sempatik ve alaycı yer etmiştir böylece. Fakat Nasreddin Hoca ile tanıştığımızda hangisiyle tanışıyoruz? Nüktesi ukdesinden, deliliği doluluğundan olan ve toplumsal çelişkilerini hicivde mahir bir üstat olan Nasreddin ile mi?

"Nasreddin Hoca: Zaman zaman ne kadar çağdışı kaldığımızı gösteren çağdaşımız değil midir?"
Türk halkbilimcisi Pertev Naili Boratav

2 Temmuz 2020 Perşembe

Frank Furedi - Korku Kültürü


Acı çekmenin hiçbir derin anlamı yoktur ve bir trajediye kurban giden kişi herhangi bir olağanüstü özelliğe sahip değildir. Günümüz toplumunun kurbanlara ahlaki erdemler atfetmesi, toplumun insanın etkin yönüne olan inancını yitirdiğini gösterir.
Frank Furedi, Korku Kültürü

Acının, 'yası' 'tashihe' geçirme dominesine geçirilemedikçe anlamlı olduğundan gerçekten bahsedilebilir mi?